12 Ocak 2014 Pazar

Sokağa Çıktım!

Çocuk olarak sokakla tanışıp, doya doya sabahtan akşama kadar sokakta kaldığım yer Uzunköprü'dür. Uzunköprü Edirne'nin bir ilçesi. Bizim ailecek Mardin'den sonraki durağımızdı. 5-6 yaşlarımı orada geçirmiş ve anasınıfı vasıtasıyla okulla ilk kez orada tanışmıştım.

Uzunköprü'den kalan eski bir kartpostal.

Dışarıdan izole bir şekilde, korunaklı bir tesis içerisinde yaşadığımızdan küçük apartman dairesi içerisinde tıkılmadığım, açık havada diğer çocuklarla beraber vakit geçirebildiğim bir yerdi. Tesisin bahçesi epey büyüktü, ya da ben çok küçüktüm, bilmiyorum. İçerisinde geniş bir otopark alanı, babamın çalıştığı binaların bulunduğu ayrı bir yerleşke ve lojmanların bulunduğu bir diğer yerleşke bulunuyordu. Bunların her biri benim için ayrı oyun alanları ve ayrı maceralar anlamına geliyordu.

Lojmanlarda bizimle beraber başka çocuklu aileler de vardı. Hepimiz arkadaştık. Tabi ben sadece lojmanın içerisinde kalmıyordum. kaldığımız tesisin hemen arka tarafında bir Roman mahallesi vardı. Ben bir şekilde lojmandan kaçar oraya gider oradaki çocuklarla oynardım. Hatta şimdi isimlerini hatırlayamadığım bir iki tanesi epey iyi arkadaşım olmuştu. Hiç unutmam, oradaki çocuklardan birinin evlerinin damında ipten yapılmış bir salıncak vardı. O damda saatlerimizi geçirdiğimizi hatırlıyorum.

Sokakta beaber oynadığım ilk arkadaşlarım.

Henüz okula başlamamışken sabahları annemden önce uyanır, evin içerisinde sıkıntıdan patlardım. Lojmanların içerisinde farklı zamanlarda iki farklı daire de oturmuştuk. İlk oturduğumuz daire zemin kattaydı ve yine çok sıkıldığım bir sabah, annemi uyandırma çabalarım da işe yaramayınca, kilitli kapının beni hapsetmesine izin vermeyerek pencereden dışarı çıkmış ve hemen arka tarafta olan babamın çalıştığı binaya, Onun yanına gitmiştim. Babam beni karşısında gördüğünde epey şaşırmıştı.

İlk ve tek köpeğim Boncuk'a da Uzunköprü'de sahip olmuştum. Aile dostlarımızdan birinin, çevre köylerden birisinde büyük bir çiftliği vardı, ve bir seferinde misafirliğe gittiğimizde oradaki köpekleri görünce çok sevmiş ve çok istemiştim. Ardından çiftliğin sahibi amca dayanamayıp bana bir köpek göndermişti. Sonraları Boncuk'la yollarımız çok ilginç bir şekilde ayrılmıştı ama bu başka bir hikayenin konusu.


Anasınıfına başladığımda tanıdığım çocuk sayısı da otomatikman artmış, bildiğim yetişkin otoriteler annem ve babamdan ibaret iken bunlara bir de iki öğretmen eklenmişti. Genel olarak okulu sevdiğimi, güzel vakit geçirdiğimi hatırlıyorum. Benim için kabusa dönüşen tek tarafı beslenme saatleriydi. Yemekleri her gün bir başka çocuğun ailesi pişirip getirirdi ve ben oldum olası yemek seçen bir insan olduğumdan, yemekten hiç keyif almadığım bir çok sebzeyi öğretmen zoru ve korkusuyla mideme indirmek zorunda kalırdım. Muhtemelen bir iki kez direnip ağlamıştım. Tam bir eziyet!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Düşüncelerin benim için önemli...