Bu yazdığım yazı benimle ilgli fikir sahibi olmanı sağlar mı emin değilim, ama denemekten bir zarar gelmez herhalde. Kendimi umutsuz hissettiğim zamanlar ya yazarım ya da çizerim. Çizmek yazmaya göre ben de daha eski tabi, okuma-yazma bilmediğim zamanlara kadar uzanır. İlk çizimlerimi hatırlıyorum -daha doğrusu annemin çizimlerini- Mardin'deydik. 3 ya da 4 yaşında olmalıyım o zamanlar. -Belki abartılı gelebilir, hatta inandırıcılıktan uzak da bulabilirsin ama benim de ilginç bulduğum bir şekilde hafızamda epey gerilere gidebiliyorum. - Annemin karşısında otururdum ve o bana bir şeyler çizerdi. Ben de onu izleyip, onun çizdiklerini kendim çizmeye çalışırdım. Muhtemelen kalemin nasıl tutulacağını o sırada öğrendim. Tükenmez kalemdi, hatırlıyorum, ama tükenmez kaleme neden "tükenmez" dendiğini bu yaşıma geldim hala anlamış değilim o ayrı.
 |
| Mardin'den kalan eski bir kartpostal. |
Mardin'in rengi ben de -yüksek ihtimalle coğrafi koşulların, mimaride kullanılan taşların renginin ve özellikle yaz dönemi yaşanan iklimin sonuçlarıyla bağlantılı olarak- sarı olarak tanımlanmıştır. Sapsarı bir şehir... Vaktimin büyük bölümünü evin içinde üç tekerlekli mavi bisikletimin üzerinde geçirmeme rağmen, şehre dair böyle bir izlenim oluşturmam da ayrı bir ilginç mesele.
 |
| Bahsi geçen üç tekerlekli mavi bisiklet. |
İşte evde bu üç tekerlekli bisikletin üzerinde ya da değil, geçirdiğim vaktin önemli bir bölümünü de kağıtlara bir şeyler karalayarak, çizmeye çalışarak geçirdiğimi hatırlıyorum. Öyle çizimleri deha seviyesinde bir çocuk değildim muhtemelen ama eğlendiğimi inkar edemem.
Mardin'de genellikle evde annemle yalnız olurduk. Babam mesleği gereği bazen günlerce eve gelmezdi. Annem için gerçekten zor zamanlardı, fakat çocukluk böyle bir şey; ben halimden şikayetçi değildim. Hiç evden çıkmama rağmen, sadece hayal gücüm maceradan maceraya atılmam için yeterliydi. Evden ender çıktığımız zamanlarda da babamla olurdum. Kalabalık çarşılar, iç içe geçmiş sıkışık dükkanlar var aklımda. Genellikle içleri karanlık ya da loş, serin dükkanlar. Aklımdakilerden hiç birisi pazar ya da bakkal alışverişi değil nedense. Çoğunlukla, bana ilginç gelen bir şey aldığımız ya da beni korkutan bir yere gittiğimiz zamanlar kalmış aklımda dışarıya dair.
Sokakta vakit geçiren bir çocuk olmadığımdan o yaşlardan hatırladığım pek bir arkadaşım da yok. Sadece arada sırada, başka şehirlerden bizi ziyarete gelen, aile dostu, hısım-akrabanın çocukları var.
Bir araya geldiğimizde gerçek anlamıyla birlikte kudurduğumuz çocuklardı bunlar. O zamanlar yaşıma yakın insanlarla çok ender bir araya geliyor olmam bu durumun sebeplerinden olabilir.
Yaşıtlarımla olan pratiğim az olduğu için pek oyun
bilmezdim. Çoğu kez iletişim kurmayı bilmememden kaynaklı kavga etmişliğim, saldırgan tavırlar göstermişliğim de vardır. Ama bu detaylara girmesek de olur bence. Kendi icat ettiğim, garip oyunlar vardı bir de oyuncaklarım. En sevdiğim ve unutamadığım oyuncağım, bana çok daha küçükken alınmış
 |
| Bahsi geçen oyuncak. |
olan, şu bildiğimiz Şirinler (The Smurfs) çizgi filminden bir şirinin içi doldurulmuş haliydi. O yaşlarda benden daha eski olmasına karşın benim bu çizgi filmden haberim yoktu. Henüz hiç izlememiştim.
Mardin, benim hafızamdan çekip çıkarabildiğim ilk anılarımın mekanı olduğundan benim için özel bir şehir. Tabi şimdi düşününce tarihi ve kültürel anlamıyla da ilgi çekici geliyor fakat işin diğer tarafı ben de biraz daha baskın. Şimdi şu yaşımda tekrar gidip görmek isterdim orayı. Benim için anlamlı ve keyifli olurdu. Bir şekilde yolum düşer de gidersem belki onu da yazarım buraya.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Düşüncelerin benim için önemli...